Bir Kadından Diğer Kadına Mektup

Bir kadından diğer kadına mektup;”Bir liste var önümde; yıllar sonra edindiğim. Senin bir kenara not düştüklerin gibi; bunlar da benim biriktirdiklerim. İster altına ekle, ister kendininkilere kat. İster dikkate al, ister kaldır at.

1) KARİYERİNİ KIZLIK SOYADINLA YAP

Şimdi toz pembe, biliyorum; öyle oluyor başta. Ortalarda da idare ediyor hatta. Ama gün geliyor; “kocanın soyadı ile” tanındığını fark ediyorsun. Boşanma aşamasına geldiğinde, yeni bir SEN inşa etmek zorunda kalıyorsun. İş hayatında o güne kadar yaptığın her şey – eğer kocan, mahkeme kararıyla onun soyadını taşımana izin vermezse – alt üst oluyor. Hem, ne gerek var ki “izne” vs’ye? Adınla soyadınla, şânınla yürü. Kalıcı olan SENsin.. senin emeklerin.

2) ÇALIŞ. SAKIN DURMA

Kocan sana diyecek ki “Yahu ne gerek var, ben para kazanıyorum zaten. Sen tadını çıkar evdeki hayatın. Çocuğuna bak, günlere git, spor yap, mutfakta oyalan, alışverişe falan çık, devril yat, takıl istediğin gibi.” Tatlı gelecek, kolay gelecek, işine gelecek belki. Yapma. Kendini geliştirmeyi, kendine yatırım yapmayı bırakma. Yeteneklerine yönel, hayallerini unutma. Oku, çalış, üret. Seçimlerinin; bir zaman sonra “bir başına ve ayakta isen”, anlamı olacak.

3) KENDİ ÖLÇÜNÜ KENDİN AL

Sana “o kadar güçlü değilsin” diyecekler. “Sen başaramazsın” yaftasını yapıştıracaklar. “Bu da nereden çıktı”, “ulaşabileceğin hayaller kur” falan diye de yumurtlayacaklar. Yavaşlatacaklar seni. Şaşırtacaklar, yanıltacaklar. İşin kötüsü, bazen potansiyelinin olmadığına “inandıracaklar” da, kimbilir.. Aman ha, sakın durma, kanma. Sen, neyi başarmak istersen O’sun. Bilfiil kendisi hem de. Nereye bakarsan, oraya gidersin. Senin ölçünü senden başka kimse alamaz. Kendi kıyafetini kendin dik. Nasıl istiyorsan, öyle ol. Uzlaş ama değişme, dönüşme.

4) KANTARIN NE KADAR TARTIYOR?

Her topa girme. Her sorumluluğu alma. Her yükü taşıma. Sonradan ruhsal çöküntü yaratacak, sana “keşke” dedirtecek hiçbir şeye soyunma. Rol çalma. Unutma; her kantar, belirli bir ağırlığa kadar tartar. Fazlasını almak, kantarı yorar. Her şeyi başarmak zorunda değilsin; her sorunun çözümü sende değil. Sen de diğerlerinden farklı değilsin. Enerjinle, moralinle, zaten taşıdığın yüklerinle, gidecek epey yolun var. Çünkü ne oluyor biliyor musun; bir süre sonra insanlar seni takdir etse de, kıyamadıklarını söyleseler de, bu naif (!) yaklaşımlar bi’ b…ka yaramıyor. Madalyan ve hastalıklarınla başbaşa, hayatı sorgulamaya başlıyorsun. Nerede mi? Hastane koridorlarında, uykunu aradığın akşamlarda, elin kolun kalkmadığında, hayata dair umutlarını sorguladığında. Yapma. Sakın yapma.

5) KENDİ ŞARKINI SÖYLE

Seninle dalga geçecek kimileri. Giydiğin elbiseye, kahkahana, oturuşuna-kalkışına karışacaklar, sözüm ona “doğru”ya çekecekler seni tüm iyi niyetleriyle (!). “Aman dans etme, beceremiyorsun” diyenler çıkacak. Sesinin kötülüğünden dem vuracaklar.. Susma. Kendi şarkını söyle. Canın nerede, ne zaman, nasıl istiyorsa, öyle söyle. Hayatın, “senin şarkın”. Notalar senin, kulak senin, ses senin. Ne istiyorsan, onu söyle. Kendi şarkını yaz. Bağıra çağıra söylemeye başladığında, altında senin imzan olsun. Kendi şarkısını yazamayanlar lâf atacaktır; gülümse.

6) HAFIZANI DİRİ TUT.

Neydin sen? Neredeydin? Nereye gidiyordun? Nasıl olacaktı? Neler yaşayacaktın? Sorularını sakın bırakma. Her sabah, kahveni içerken listene göz at; neresindesin, n’apıyorsun? “Biz” olup bambaşka bir maratona girmişken; “ben” bir yerlerde tıkanmış, arkadan nefes nefese, önündeki kâfileye umutsuzca bakıyor olabilir mi?

Sakın unutma. Başlangıç noktanı, başlangıç sebebini; yürüdüğün yol ile teyit et.

7) KALBİNİ DİNLE

Ne olursa olsun, neye mâl olursa olsun, kalbini dinle. Seni nereye götürürse götürsün, sana ne yaptırırsa yaptırsın, kalbini dinle. Dibine kadar sev, sonuna kadar git, olmadıysa bambaşka bir yola git.. Hattâ istiyorsan dur ama hep kendini, hep kalbini dinle. İnsanların eğilimlerine, tepkilerine, eleştirilerine aldanıp, “onaylanan” yolu seçme. Kendi yolundan git. Kalbinin yolundan.

8) VAZGEÇMEYİ BİL

Israr etme. Bittiyse, diretme. Serbest bırak kendini de, yolundakileri de. Eğer kader diye bir şey varsa, elbet tecelli edecek. Eğer “farklı” olacaksa bir şeyler; elbet o “yeni” de paşa paşa önüne gelecek. Bırakmayı bil. Vazgeçmek=Özgürlük. Vazgeçmek=Yeni seçimlere ilerlemek. Ve hiçbir seçim, geleceği “özünde” değiştirmeyecek: Özendiğin insanlar kadar özgürsün, sürprizlerle dolusun, rengârenksin sen de.

9) HERKES GİTTİĞİNDE, KALAN MANZARA SENİ MUTLU ETSİN

Kocan gidebilir. Çocuğun Allah’ın emri gidecek. Annen, baban.. Eninde sonunda yalnız kalacaksın. Cebinde ne varsa, kaderin o. Hesapladın mı, neler birikmiş çıkınında? Ne kadar erken, o kadar iyi. Henüz harekete geçmediysen, şimdi başla.

10) HER BAŞLANGIÇ İYİDİR

Seçimlerini yaparken, şartlara takılma. O şartlar, bu ânın şartları ve senin bugüne kadarki tecrübelerinle geliştirdiğin inançların. Hepsi bu. İçindeki o BAMBAŞKA SENle tanışmadın, onu keşfetmedin daha. O SEN, seni hep mutlu edecek, yalnız bırakmayacak; emin ol. Kendine tutun. Başlangıçlar insanı diri tutar. Bitişlere tutunursan, düşersin. İÇİNDEKİ SENe şans ver. Seni utandırmayacağını göreceksin.” 

Makaleyi yazan;Didem Arslantürk Deligönül

Reklamlar

Anneler ve kızları…

  

Soğuk bir kış günü… 

Daha kendim bile hayattan ne istediğimi, nereden gelip nereye gideceğimi bilemezken..

yani ben de daha insanları tanıyamazken…
Bir sabah bir rüyaya daldım… uyandım ve yanımda küçücük bir beden vardı.
kocaman kocaman açmaya çalıştığı gözleriyle beni inceleyen..
minik burunlu bir bebek…
Ve ben anneydim artık..
Aslında gerçekten mucizelere o zaman inandım…
Hazal Asya mın kocaman kara kara gözlerine bakarken..
Ve etrafımdaki herkesi ikinci tarafa aldım…
Benim için de hayat yarışı başladı!
Hazal Asya nın beni uyandırmasıyla girdiğim kimlik mücadelem, kendimi tanıma, isteklerime karar verme ve savaşma ..
kendim için.. kızım için savaşma..

Mesela…Ben Hazal Asya ya kekler  kurabiyeler pişiren maharetli ev kadını anne olmak istedim ama yapamadım…Yapamazdım da!
Çünkü onun gözlerine baktığımda böyle bir anne istemediğini gördüm..
“kendine gel” diyen kocaman gözleri bana her zaman yolumu gösteren ışık oldu..
Hazal,heryeri oyuncaklar kitaplala dolu dağınık bir evin ortasında küçük Kurbağa küçük Kurbağa kuyruğun nerede diye gülme krizlerine gireceği bağıra çağıra birlikte şarkı söyleyip dans edeceği bir anne istiyordu  ..
işten eve geldiğinde kendini temizliğe ve mutfağa kapatan bir anne yerine.. 
o kitap okuyan masal anlatan bir anne istiyordu ..şahane sofralarda değil de; kendini tanıyan, ne istediğini bilen ve bu uğurda savaşabilen bir anne istiyordu.
O tutkulu bir anne istiyordu.. 
ki yaşama tutkusunu öğrenebilsin annesinden..
Ve ben de bu yüzden bir gün bile pişman olmadım girdiğim savaşlardan..
Şimdi ise kocaman boyumdan büyük kızımvar benim..
en çok bana söylediği söz: iyi ki senin gibi bir annem var..
Bana daha büyük bir ödül var mı ki şu hayatta??
Bir kitapta okumuştum…
“insanın kızından daha iyi bir arkadaşı yoktur. Ve hiç kimsenin de senin gibi bir kızı”
Beni hayata daha sıkı bağlayan en güzel varlığı canım kızım..
yol arkadaşım…
hayalgücü ile sınır tanımayan ve beni de o mucizeli dünyaya çeken, 
bana kendimi aşmamı sağlayan içimin gülen, cesur yönü seni çok seviyorum.
ve iyi ki anneliğine beni layık görmüşsün..
her ne koşulda olursa olsun, 
Seni seviyorum…

Her anne gibi dünyanın en güzel bebeğinin annesiyim..

 

 İYİ Kİ DOĞDUN KIZIM
Canım kızımız, Hazal Asya ‘mız,
Seni kollarıma aldığım o inanılmaz günün üzerinden tam 11 bir yıl geçti bugün…

Hayatımda yaşadığım en kısa, en anlamlı, en huzurlu ve mutlu yıldı 2004. 

Her gününde hayatımıza muhteşemlikler kattın, 
başka başka sebepler verdin yaşamak ve hayattan keyif almak için. Küçücüktün ama çok güzel şeyler öğrettin bize, mutlu olmayı, merak etmeyi, unutmayı, şaşırmayı, cesareti, içten kahkaha atmayı, ısrarla istemeyi hatırlattın. 
Meğer ne kadar boşmuş yaşam sen doğmadan önce. Anne olmak çok heyecan verici, endişeli, düşünceli, yorucu, uykusuz bir durummuş sayende öğrendim. Çok sevdim ben senin annen olmayı, heyecanlarım senin başarılarını izlerken mesela, duygulanırım gelecek planlarını dinlerken, şaşırırım insanlarla ilişkilerinde kırmamak için kırılmanı duyduğumda.
Kısaca hala bana öğretileri olan yavrum…
Dilerim; 
her daim başarıların çoğalsın  
düşüncelerin gelen güzel günleri çoğaltsın, 
İstediğin güzellikleri yoluna engeller çıksa da yaşayasın
Seni dünyada var olan herşeyden çok, çok seviyorum. 
Sağlıklı, mutlu, başarılı, sevgi dolu harika bir ömür diliyorum sana, güzel gözlerine yakışacak parlaklıkta. 
Gülen yüzün de hiç solmasın. 
İyi ki doğdun kuzum, ben de seninle yeniden doğdum.
Her anne gibi dünyanın en güzel bebeğinin annesi,
Hazal Asya ‘nın annesi,
Derya…

Canım kızımız, Hazal Asya ‘mız,
Seni kollarıma aldığım o inanılmaz günün üzerinden tam 11 bir yıl geçti bugün…

Hayatımda yaşadığım en kısa, en anlamlı, en huzurlu ve mutlu yıldı 2004. 

Her gününde hayatımıza muhteşemlikler kattın, 
başka başka sebepler verdin yaşamak ve hayattan keyif almak için. Küçücüktün ama çok güzel şeyler öğrettin bize, mutlu olmayı, merak etmeyi, unutmayı, şaşırmayı, cesareti, içten kahkaha atmayı, ısrarla istemeyi hatırlattın. 
Meğer ne kadar boşmuş yaşam sen doğmadan önce. Anne olmak çok heyecan verici, endişeli, düşünceli, yorucu, uykusuz bir durummuş sayende öğrendim. Çok sevdim ben senin annen olmayı, heyecanlarım senin başarılarını izlerken mesela, duygulanırım gelecek planlarını dinlerken, şaşırırım insanlarla ilişkilerinde kırmamak için kırılmanı duyduğumda.
Kısaca hala bana öğretileri olan yavrum…
Dilerim; 
her daim başarıların çoğalsın  
düşüncelerin gelen güzel günleri çoğaltsın, 
İstediğin güzellikleri yoluna engeller çıksa da yaşayasın
Seni dünyada var olan herşeyden çok, çok seviyorum. 
Sağlıklı, mutlu, başarılı, sevgi dolu harika bir ömür diliyorum sana, güzel gözlerine yakışacak parlaklıkta. 
Gülen yüzün de hiç solmasın. 
İyi ki doğdun kuzum, ben de seninle yeniden doğdum.
Her anne gibi dünyanın en güzel bebeğinin annesi,
Hazal Asya ‘nın annesi,
Derya…

Şehir annesi ve özlem!

Özledim..
Teninin koskusunu özledim..
Hani sımsıkı sarılırdın ya..
İşte ben o sarılmanı özledim.
Sende olan herşeyimi özledim.
Bu ilk ayrılığımız değil bebeğim,
daha önce de birkaç kez ayrılıklar yaşadık.
Benim şehir dışı toplantılarım, eğitimler, seminerler ne içindi?
İşimi kaybetmemek, daha tecrübeli ve bilgili olmak, kendimi daha çok geliştirmek çok daha fazla para kazanmak içindi.
Bütün bunlar oldu da ne oldu?
Yine ayrıldık!

Sen çok küçüktün ilk ayrılığımızda, nasıl bırakıp gittim hâlâ aklım almıyor. Bebeğim benim ah ne zordu bir bilsen. Seni, ilk bırakıp işe gidişimi hatırlıyorum da; Herkes bana bir şeyler söylüyor, yapılması gereken bir sürü iş ve ben hiçbir şey yapamıyorum, sadece seni düşünüyorum. Sürekli ağlama nöbetlerim vardı…
Bu durum günlerce böyle devam etti. Hani derler ya, zaman her şeyin en iyi ilacı. Evet bizde zamanla alıştık ayrılıklara.
Ben çok küçük olduğundan kreşe verememiştim seni Ve sen anneannenlerle gitmiştin şehir dışına, bu ayrılığı hiç unutamıyorum.
Şimdi de yine ayrılık başladı bu sefer gitmeyi sen istedin
Sırf arkadaşım yok
Eğitimin ve gelişimin için razı geldim ama yavrum burnumda yütüyorsun!
İş yerindeyken tamam sorun yok, işlerle meşgül oluyorsun zaman geçiyor.
İşten eve dönüşte her şey duruyor. Çünkü sen yoksun, benden uzaktasın.
Hiçbir şey yapamıyorum, öylece oturup kalıyorum, sen gözümün nuru, canımın canı, yine yoksun.
Her ayrılıkta yaşadığım gibi, bugün farklı bir gün sanki,
her şey daha sakin daha bi sessiz. Güneş doğmak istemiyor da ağlamaya hazır tebessüm içinde bekliyor sanki, benim gibi.
Sana belli etmiyorum ama üzülüyorum içten içe.
Diğer yandan da bir şeyler yapmana seviniyorum, kendi kendine bir şeyler yapman, kendine güvenmen ve özgüveninin artması için gittiğine seviniyorum . Benim de alışmam lazım bu tür ayrılıklara. Nasılsa önümüzde çok yol olacak, eğitimler olacak, iş için farklı şehirler belki farklı ülkeler olacak ama sen hep aynı büyümemiş bebeğim olacaksın!
Kendine iyi bak yavrum, canım bebeğim.
Artık büyüdün, belki de sürekli ayrılıklar yaşayacağız. Ama Ben her zaman yanındayım ve her istediğinde burdayım…