ohh diyemeden ahhh diyerek güne başlamak!

   

Yataktan apar topar kalkarak başlar bir gün! Daha mis gibi güneşi fark edip ohh diyemeden ahhh diyerek hengameye dalar işte insan.

sabah trafik, yoğun email ve telefonlar, bitmeyen yazışma ve Toplantılar derken oradan oraya Yetişme ve bitmeyen İstanbul trafiği toplantı ve ayrıca yine dönüş yolu ve yine trafik…

arada çay kahve moları bir gün sanki 24 saat değilmişçesine yine trafik koşuşturma….😡

Akşam yine eve dönüş trafiği…. Nihayet gün bitti..

Biraz yürüyüşe çıkıyorum; ılık akşam havası, hafif bir meltem. 

Hava mis gibi, lacivert turuncu bir gökyüzü. Bir kedi yavrularıyla oynuyor, bir kadın onları doyuruyor. 

Yanımdan el ele tutuşmuş 20 li yaşlarda iki sevgili geçiyor, yüzleri aşktan ışıl ışıl geleceklerinden konuşuyorlar. 

En sevdiğim kitabın en sevdiğim bölümünü anımsıyorum. Kulağımda kulaklık, o çok sevdiğim şarkı çalıyor…Şükrediyorum ve Yine de İyi ki yaşıyorum diyorum, iyi ki hayattayım ve ben bunları iyi ki duyup hissedebiliyorum. 

Mutluyum. 🙏 

Reklamlar

Ortaköy’de aşıklar da başka aşklar da 

 Büyücüdür bu semt büyücü 
Basmaya gelmez taşına toprağına 
Hele uzaktaysa yaşadığın köyün 
Hasretine demir attın ortaköy’ün 

Saba makamında ezanın sesiyle 
İlk uyanan kuşlardır 
Caminin en güzel yerleridir yuvaları 
Tüylerini kabartıp silkinirler 
Karınlarının acıktığı besbellidir 
Ama yere inmek için çöpçülerin tazzikli 
Suyla yerleri yıkamalarını beklemek zorundalardır 
Çöpçülerin görevi aşkı süpürmek değildir Allah’tan 
Yoksa vay hallerine vay 
Burada aşkı süpürmeye denizin suyu yetmez 
Kendini yerden yere vuran rüzgarın gücü yetmez
Ancak sonbaharın gücü yaz aylarının 
Nice sırlarının yapraklarla yok oluşuna yeter 
Köprünün arkasından kendini gösteren yeni bir umutla 
Cebine sakladığı birasını içerek kuşlarını çağırır 
Buğday satan amca 
Çaybahçelerinin önünü sulayan genç hortumu bir ara 
Kuşlara çevirir kuşların işine gelir yıkanmak 
Sahilde iştahsız çocuklarına peynirin kalanını 
Yedirmek için anneler kuşlara çocuklarıyla buğday atarlar 
Sonunda peyniri de kediler kapar 
Herkezin tanıdığı kahverengi köpeğimiz 
Kedileri kovalar yeni bir gün başlar 

Ortaköy’de aşıklar da başka aşklar da 
Bambaşka orada ruhlar bambaşka 
Günün 25.saatinde haftanın 8. gününde 
Ve beşinci mevsimde bütün ruhlar 
Bir aşk mevsiminde bir aşk gününde bir aşk saatinde 
Çok olmuş zaman duralı 
Ferhat’la şirin gibi bin efsane doğalı 
Dünyaya tekrar gelenlerin elindeymiş evrenin planı 

Eski zamanların enerjisi yüklüdür her bir taşta 
Sizi sarar 
Sizi yorar ağırlaşırsınız 
Osmanlı döneminin gösterişli camiinin önünden 
Şöyle boğaza bir bakarsınız 
Işıl Işıl yanan köprünün ayakları, Beylerbeyi’nde eli 
Demek Ortaköy taşıyor İstanbul’da bütün yükü 
Ne güzeldir Beylerbeyi sarayının yeri 
Denizde uzak yıldızlardan bir gemi kafanızı 
Sağa çevirir kimsenin bilmediği yıldız gibi görünür 
Kız kulesi 
Orda olsalar bile 
Görmez bunları mehtabı içen aşıklar 
Birde sigarasının dumanına dalmış 
Efkarını ateşinde yakan deliler 

Elinde birası yok bir sıgarası 
Bir o banka koşar bir bu banka koşar da koşar 
Maksadı biraz sohbet etmek içini dökmektir 
Konuşmayanın kalmaz anası 
Yüzüne söylemez diğer bankta söver 
Dinleyen de olur bir sigarayla gönderen de 

Üstümün böyle kirli olduğuna bakmayın 
Beni boş biri sanmayın diye tekrar eder durur 
Korkanlar olur ondan aman delidir 
Tanıyanlar zararsız olduğunu söyler 
Kendisine sorarsan 
Sürüden ayrılınca kurt kapmış 
Büyük isimlerle çalışmış iyi bir müzisyendir 
İyi bir müzisyense biraz da delidir 

Bir genç kız elinde dürbün ve cep telefonu 
Bir sigarayı yakıyor birini söndürüyor 
Sevgilisi kaptan geliyor Rusya’dan 
Gemi üç kere düdük çalar sahilde bir alkış kopar 
Kızın telefonu çalar 
Kaptan güverteye çıkar 
Kız dürbünle bakar da bakar 
Ufukta yok oluncaya kadar herkez bu aşkı onunla yaşar 

Böyle olunca Ortaköy’ün manzarası 
Bir yerde oturmak biraz pahalı 
Akıllı bir grup genç buldu kolayı 
Almışlar kasayla birayı ellerinde gitar 
İçiyorlar bankta seyrediyorlar manzarayı 
İçin bakalım için birayı 
Hesaplamadınız hiç tuvalete vereceğiniz parayı 
Orası asıl boğazın sarayı 
Tuvaletçi ne yapsın 
Dil ısırtır mekanın kirası 

Cumartesi pazar iple çekilir 
Para kazanacak standlar barlar 
Her yerde gümüşçüler gözlemeciler 
Bodrum’u aratmaz bir yer 
Yemeden kimse gidemez 
Burada en meşhur 
Kumpirciler kokoreçciler 

Karanlık bir gecede 
Sürü geçiyor denizde 
Balıkçılar teknede 
Oltasıyla tutanlar köşede 
Eğer dikkat etmezsen mangal da boşa gider ateşinde 
Balıkların hırsız kedinin midesinde 

Tarot bakar sevim Abla’mız 
Gelenlere bir köşede sözde tarottur 
Çözüm bulur her derde gidersin 
Pozitif enerjiyle gerçek olur o ne derse 
Yazan var da çizen yok mu 
Ortaköy’de ressam Fethi Develioğlu 
Manzarayı ölümsüzleştirir tualinde 
Bir yaşlı teyze müşteri arar 
Evinde yaptığı böreğe çöreğe 
Turistlerin dikkatini çeken yaşlı teyze 
Ödüllendirilir bir gülle 
Gülle karın doymuyor turist diyecek ama hangi dille 
ilgi göstermezsen şu elle açılmış böreğe 
O da gülü alır satar başka birine 
Yolunu bulur herkez Ortaköy’de 

Bir başka teyze elinde danteli 
Yanında köpeği 
Eskide olsa gümüşçü evi 
Herkezden güzeldir yeri 

Saatler geçmiş anlamadan 
Bu güzelliklerle 
Sıra geldi akşam yemeğine 
Tarih kokusu buram buram 
Yayılan Safiye Ayla’nın resmiyle 
Fasıl eşliğinde hicazla nihavendle 
Yemek yememişsen içinde kalır 
İlhami’nin yerinde 

Karanlığa alışmaz gözler Ortaköy’de 
Mehtap var gökte 
Mehtap turu denizde 
Gözler yalılarda köşklerde 
Okunur neler var düşüncende 
Yaşarsın ulaşırsın düşündükçe 
Bir gün seninde olur bence 
Tur bitti çoktan başladı 
Kapkara’da eğlence 
Arama hiçbir şeyi kadehte 
Çal felekten bir gece 

Büyücüdür bu semt büyücü 
Basmaya gelmez taşına toprağına 
Hele uzaktaysa yaşadığın köyün 
Hasretine Demir attın Ortaköy’ün 
Kim bozar bu büyüyü 
Kim bozar 
Ölüm 
Çoktan aldım Ortaköy’den 
Bir mezar 

(Onur Akay)

ben gidiyorum, eski 23 nisan heyecanımı bulmaya…  

  

artık eskisi gibi tadı olmayan bayramlardan biri de 23 Nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı oldu..
yok yok şimdi büyüdün eşşek kadar oldun ondan zevk almıyorsun demeyin, 

sorun bu bayramın heyecanını eskisi gibi yaşatamayanlarda..
kalktım sabah televizyonu açtım karşımda sabah kuşağında garip garip insanlar kadınlar adamlar 
2. sınıf eski diziler bilimum çeşitli kadın programları… 
Bakıyorum caddelere doğru düzgün araba yok, sizce kaçı kutlamalara gitti? Hazır Perşembe den cuma bağlanıp hafta sonu kaçsak diyenler çok dimi ✌️
yıllardır trt ve bir kaç kanal hariç yayın akışları hep aynı kaldı bu bayramlarda diğer kanalların…
Ve artık resmi tatillerin amacı da insanların törenlere katılmasını sağlamak yerine işten güçten kaçıp bir yerlere gitsin de kafa dağıtsın oldu!
Bizlere Atatürk’ü hep sözleriyle anmayı öğrettiler. 
sınıf süsledik, 
Yıllarca aynı konuşmaları aynı şiirleri her yıl tekrarlayarak okuduk hatta şimdilerde kızım bile aynılarını okuyor,
Hava durumuna göre bazen güneş bazen yağmur altında anlamsız hareketler yaptırıp bayram kutlattıyorlar…
Her Bayram birilerinin yazdığı klasik cümleler öğrettiler Özlü sözler diye bize ve mikrofonda kuru kalabalığa sayıkladık..
Bir allahın kulu çıkıp ufkumuzu açmadı, 
Neden bu hareketleri yaptığımızı anlatmadı, 
bu şiirde ne anlatılıyor dendiğinde kahramanlık, sevinç dışında bir iki kelime daha söylenmedi üstüne? 
son yıllarda bir de siyasi olaylara kurban ettik çocuklarımızın bayramını, geçen sene meclis başkanı o çocuk olmuştu da bu senede hangi çocuk olur acaba diye düşünmüyor değil insan…

Artık işyerinde motivasyon toplantısı yapalım, işimize motive olalım diyen insanlar, kendi milletlerine motive olmayı unuttular yıllar önce armağan edilen bayramların vatan Duygularını kabartıp motive olmaktan hep kaçtılar…
Yani Ülkece motivasyon toplantıları hep ikinci planda kaldı, hatta plana giremeyenler bile oldu..

Bir de günümüz Türkiye’sinde cocuklarin hiç bi degeri olmamasininin üstünü örtmek için sürekli sarfedilen “dünyada cocuklara armagan edilmis tek bayram bizde” lafinin kaynagi oldu bu bayram. onlarin bayramdan baska seyleri var mi yok mu bilme ihtiyaci tabi ki duymuyoruz… Sokaklar kimsesiz çocuk dolu, ne bilimsel yatırım, ne sosyal ne de kültürel gelişim var ama parası olan en iyi okul her zaman sunuluyor dimi… Maalesef çocuklar da kapitalizme kurban gitti ülkemde!

Artık camı açtığımda çocuk sesi duymak istiyorum, 
dışarı çıktığımda tüm çocuklar gülsün istiyorum, stadyumlarda veliler dışında insanlar olsun istiyorum, Atatürk’ün sözlerini reklam aralarında değil kafaya kazınacak şekilde görmek isitiyorum, 
gazetelerde manken poposu değil doğru düzgün bilgi görmek istiyorum, insanları tatil beldelerinde, alışveriş merkezlerinde değil kutlamalarda da görmek isitiyorum…
ben gidiyorum, eski 23 nisan heyecanımı bulmaya…  
Sizler de biraz bulun istiyorum🙏

Yazı yazmak güzeldir aslında!

  

Insanlara söyleyemediğin her duygunu kelimelerle çok rahat paylaşırsın mesela, dinleyen kimsen olmasa da bir defter sırdaştır mesela.

Hatta bazen harfler birleşerek en güçlü dinleyicin oluverir sana..

Bazen geçmişe yolculuk yaparken geleceğe uçabilirsin anında..

Kendini tanımanın Mutluluğu ile daha hızlı sarılırsın kalemine-mürekkebine!

Bu zamanlarında olmazsa olmaz bir yoldaşı vardır insanın onu yarı yolda bırakmayacak ve her yazdığına dayanabilecek yoldaşı

Yani “kalemi”

Hele ki 1838 den beri Süregelen bir tarihçenin ürünü ise yoldaşın 

Uzun soluklu olur işte böyle yazıların

Teşekkürler #pelikankalem

Aşk’ a ayıp olmasın diye hâlâ sendeyim!”…

 

 Deniz martının kulağına eğildi;

”Yapma” dedi ve ekledi;

”Maviliğime aldanıp, dalma sularıma, balık yaşamıyor içimde artık.”

Tebessüm etti Martı.

… ”Sadece balık için mi dalıyorum sanıyorsun maviliğine?”

”Ya neden?” diye sordu Deniz. “Sen ve ben” dedi martı;

”Bir çok aşığın fotoğraflarında aynı karede yer alıyoruz.

Bir çok ayrılanın sakladığı resimlerde de…

Balık yok diye seni terketsem, o fotoğrafları da terketmiş olmaz mıyım?” ”Ben açlığa ayıp olmasın diye değil,

Aşk’ a ayıp olmasın diye hâlâ sendeyim!”…

🌊🌊🌊🌊🌊🌊🌊🌊🌊🌊🌊🌊🌊 

Bunca insan yalnızken neden bunca insan yalnız?

  •  Edit   Sorular sadece cevabı duymak isteğiyle varolurlar.
  • Kaybedecek bir şeyinin kalmaması, özgürlük galiba. Ama bunu kim elde edebilir, kim başarabilir, onu bilmiyorum.
  • Rutine dönüşen her şey sıkıcıdır aslında. Ya bu yüzden komşunun çimeni bahçesindeki çimen bize hep daha yeşil gelir, her zaman.
  • Aşık olmak anlık bir şey. Birden her şeyin çok parlak göründüğü, birden en pastel renklerin bile ısınmaya başladığı, birden tüm yemeklerin, çok daha lezzetli olduğu bir an bu.
  • — Eski sevgilimi hatırladım ya..

— Hangisini?
— Ya işte onu hatırlayamadım..d
–Hiç birisinin sana sahip olduğunu düşündüğün oluyor mu ya da bir şeyin?
— Evet evet farkettim bunu. Her farkettiğimde de gitmek istedim. Bazı insanlar aile kurmaya önem verirler, yani buna değer verirler; bazılarıysa başka birtakım şeylere değer verirler, bunlara değer verirken niye değer verdiğini düşünmez birey, toplumun içinde erimiş olan birey. Toplum koleje girmeyi bir değer olarak sunduğu için artık o kişiliğini yok sayma halidir, koleje girmek için yarışır, üniversiteye girmek için yarışır, iyi bir işe girmek için yarışır, güzel bir kadınla evlenmek için yarışır… Devamlı bir yarış ve kazanma zorunluluğu…
— Aslında kazanmak nedir ki? En büyük zaferi kazandığında bir Antonious olduğunu düşün; Paris’e geldiğini ve o takın altında olduğunu ve bütün insanların senin altında olduğunu düşün ve gücün en üstünde olduğunu… Yalnız kaldığın o anda “n’oldu be, şimdi n’olacak?” diyorsan kaybedensin sen, kaybetmişsin. Yani o anda en büyük zaferin içinde kaybetmişsin.
— Peki bunun farkında olmak; yaşlı bir kızılderilinin dediği gibi, “hayatın bize sunamadıklarını mı sunar” yoksa bir radyo dinleyicisinin dediği gibi “sanat diğer tüm şeyler gibi seks için midir?”. Yaşlı bir kızılderili ne kadar yanılabilir?
— Bazen yanılabilir
— Bazen susar
— Bazen konuşmak ister
— Bazen dinlemek ister
— Bazen yalnız kalmak ister
— Bazen arkadaş ister
— Bazen gitmek ister
— Gider bazen
— Bazen gidemez
— Bazen hiç gidememekten korkar
— Bazıları sonsuz neşeye doğar
— Bazıları sonsuz geceye
— Bazen ölürsün
— Bazen ölemezsin, bazen bütün koşullar uygunken bile ölemezsin
— Bazen kendinden uzaklaşmak ister insan
— Bazen gidersin, sırf dönebilmek için
— Bazen ağlarsın bayağı.
— Bazen ağlayamıyorsun bayağı bayağı… Bazen içiyorsun, bazen çok ama çok fazla içmek istiyorsun da bazen sen zaten içmeye gidiyorsun; bazen Acıbadem’den bir taksiye biniyorsun “Kadıköy’e” diyorsun; bazen yüzüne bile bakmıyor.
— Bazen bir kadın geliyor, oturuyor karşına ve ağlıyor
— Kadınlar hep ağlıyor
— Bazen bir kadın sana, “en çok korktuğum şey bir kadının gözyaşıdır” diyor kendi adına, “eğer çok sevdiysen” diyor, “eğer çok sevdiysen”, oysa bilmiyo ki sevmek de bir ana ait.
— Her şeyin başı su.
— Felsefe’nin de.

Bazen susarsın.
hiç olmadığı kadar çok susarsın,
o kadar çok konuşan insana inat,
ufak bir tebessümdür konuştuğun.
gülmek değildir,
acının dudaklar da bulduğu şekildir.
evet bazen susarsın çünkü farkındasındır.

  • İnsan karar vererek aşık olmaz. Sadece bir bakar, olmuş.
  • Yine sabah olacak, yine yeni bir gün başlayacak ve ben yine öleceğim.
  • Doğru zamanda, doğru yerlerde olmamaklardan oluşur her zaman hayat.
  • Bir kürenin üzerinde yapılan bütün yolculuklar, aslında yalnızca başlangıç noktasına yaklaşmaya yarar.
  • İnsanın ruhu vücudunun en bitkin parçası. Ne zaman öleceğimizi bilmediğimiz için hayat sonu sonu olmayan bir yolmuş gibi geliyor bize.
  • Bazen büyük farklılıklar insanları birbirine daha da yakınlaştırır.
  • İnsanın yer yüzünde kendisine en uzak olduğu nokta, kendi sırtıdır aslında.
  • Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir ki?
  • Bunca insan yalnızken neden bunca insan yalnız?
  • Hiç aradığın şeyi bulduğunda, bulduğun şeyin aradığın şey olup olmadığna dönüp baktın mı?
  • Kadınlar; seni sen yapan özelliklere aşık olup, sonra senden o özellikleri almaya kalkıyorlar.
  • -Geçen cumaya gittim
    +Ne zaman?
    -Salı. Ben hep salıları giderim. Daha sakin olur.
  • İyi geceler sayın dinleyen, sizinle yatmış mıydık?
  • -Nasılsın
    +Standart.
  • -Üff eski sevgilimi hatırladım ya.
    +Hangisini?
    -İşte onu hatırlayamadım.
  • Bazen gidersin,sırf geri dönebilmek için…


__kaybedenler kulübü__

Merhaba!

 

 İşte, Yolda, sporda, gerçek hayatta, sanal hayatta,telefonda karşımızdaki insana önce “merhaba” deriz dimi..

Bunca yıl “merhaba” kelimesinin gerçek anlamının ne olduğunu da hiç düşünmemiştim.Bugün aklıma takıldı, ne demektir bu “merhaba”? İnternette sözlüklere baktım…

Merhaba:  günaydın ya da hoş geldiniz anlamında bir esenleşme sözü.

Me’rhaba: Geniş ve mamur yere geldiniz, rahat ediniz, günaydın, hoş geldiniz anlamlarında bir esenleşme veya selamlaşma sözü

Kelimenin kökeni Farsça imiş, Kelimeyi ikiye ayırıdığımızda “mar” ve “heba”  kelimelerinden oluşuyormuş. “Mar”  Farsça’da yılan demek, “Heba” ise heba etmek, yok etmek.  Yani asıl anlamı aramızdaki yılanı öldürelim , düşmanlığımızı yok edelim.

Farsça’da genel kullanım anlamı ise “Benden size zarar gelmez” demekmiş. “Merhaba” …yani “benden size zarar gelmez”…çok hoşuma gitti. İyi ki şimdiye kadar hep “merhaba” demişim.  Kelimenin gerçek  anlamını bilmeden tamamen amacıma uyan bir şekilde kullanmışım. Merhaba kelimesinin içinde bir rıza, bir güven, itimat ve sadakat var. İçtenliği, samimiyeti, güveni karşımdakine hep hisseterebilmek  isterdim. Hissedemeyenler için de benim  yapabileceğim fazla bir şey yok, zaten bu tiplerin, ben nasıl yaklaşırsam yaklaşayım sadece kendine güvenebileceklerini de ben hissediyorum.

Şunu da görüyorum ki; “merhaba” demek günümüzde gerçek kullanım anlamından çıkmış, sadece göz göze gelip merhaba diyerek geçiştirilmekte ve gün geçtikçe de asıl anlamından uzaklaşmakta..öylesine “merhaba” diyoruz, sadece kibarlık olsun diye ya da sadece bir kelime sarf etmiş olmak için.

Hele ki hepimizin sanalla gerçek arasında kişiliğini kaybettiği şu devirde, dijital merhabalarla kendimizi ifade etmenin ne anlamı olacak ki? Bas tuşlara “merhaba” de…yani “bana güvensen de olur güvenmesen de” der gibi bir dijital merhabaların arasındayız….ne fena!

Hayalimdeki ev mi hayatımdaki ev mi?

 

 Benim hayalim Kat kat yükselen son standartlarda müthiş akıllı aletlerle donatılmış beton yığını olan yeşillikten Bi haber bir plazanın 30.  katında, modern mobilyalarla döşenmiş halısız, kilimsiz, perdesiz, şehrin göbeğinde kiradan fazla aidatı olan, 

Birbirini tanımayan insanlar Topluluğunun lükslüğünde modern bir ev dermişim. 

Şaka şaka…..tabii ki!

Alabileceğim bütçeye göre evim  3 bilemedin 4 kattır…

Hadi sitede beş kat kabul edilebilir sınır yinede….

Ama işte alabildiğim değil de almak istediğim evde bütün mesele….

kesinlikle tek katlı hadi iki katlı olsun ama Tek katlı, bildiğiniz kırmızı kiremitten çatılı ve geniş kırmızı mavi pembe yeşil neyse işte şahane renklerle boyanmış Bi evim olsun… Şöyle Çiçekli bir bahçesi deniz kenarında, göl kenarında ya da dere farketmez ama sosyal hayatı Şehre yakınlığı olan bir yer işte… Resimdeki gibi he bir de entelektüel insanların oturduğu bir sahil kasabasında olduğunu söylememe gerek yok sanırım….

Hadi inşallah 🙏

Kahve Gibi 40 yıl dostluklar var ya işte onların Hatrına…

 

Herkese 40 yıl hatırlı kahveler ve dostlar dilerim…

kahve, Biriyle karşılıklı içiyorsan  arkadaş demek, dost demek, paylaşım demek, dertleşmek demek, sevmek demek, gülmek demek, dinlemek demek, hatır demek…

Günün her saati her moduna, her ruh haline, her ortamına uyum sağlayabilir bir fincan kahve, bazen bir çikolata ister yanına, bazen de bir lokum….yalnız içiyorsan arkadaş demek, dost demek, dert ortağı demek, neşe kaynağı demek, düşünmene yardımcı demek, hayallerine ortak demek, huzur demek,sırdaş demek, sakinlik demek…

Yani yalnız içimi de bir keyif, karşılıklı içimi de başka bir keyif…

Her türlü gidiyor, her türlü içiliyor…Kahve bazen bir bahanedir belki buluşmalara ama çok da anlamlıdır, boş bahane değildir, bir ağırlığı, bir karizması vardır, boşuna dememişler bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır diye…

Mavi hep mavi olsun isterim…

 

 Birbirine karışmayan iki suyun ortasındayım sanki. Önümde masmavi bir deniz. Güneş, köpük köpük oynaşan dalgaları parlatmakta. Büyükçe de bir tekne var yüzme mesafemde. Hayalini kurduğum cinsten bir tekne hem de. Belki hep böyle olmayacak hava. Akşam olacak, gece olacak ama yine güneş doğacak bu tarafta biliyorum. Fırtına da çıkacak, deniz de kabaracak. Aşklar da olacak ayrılıklar da. Ama hepsinden bir şekilde tadılacak. Bu taraf pek mavi, pek güzel… İsmini ferah koyduğum tekneme biniyorum. Mürettabatım sevgi ve hoşgörü. Maviliklerde ben ve teknem gidiyoruz aheste. Ne olacağını bilmeden. Ama bir o kadar donanımlı. Pusulamın hiç şaşmamasını diliyorum içimden. İbre hep doğruyu göstersin şu hayat yolunda… #amin 🙏 #dua ➖➖➖➖➖➖➖➖➖➖➖

Ben susuyorum ve Orhan Veli başlıyor…..

➖➖➖➖➖➖➖➖➖➖➖

Hürriyete Doğru

Heyyyyy 

Ne duruyorsun be, at kendini denize; 

Geride bekliyenin varmış, aldırma; 

Görmüyor musun, her yanda hürriyet; 

Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol; 

Git gidebildiğin yere….