mutlu bayramlar!

Geleneksel Bayram Yine …
bu yılda diğer bayramlarda olduğu gibi otoyol, boğaz köprüleri ve belediyelerin sunduğu toplu taşıma hizmetlerinden ücretsiz yararlanıyor insanlar…sanki gidecek çok akraba İstanbul da kalmış gibi…

Yine yollar bomboş …
Artık çocuklar da dâhil olmak üzere hemen, hemen herkesin Bayramlarla ilgili sorduğu tek soru;
Bayram tatili kaç gün oluyor?
Ramazan bitmeden kurban tatil süresine bakar olduk…

Valla gelecek bayramları karamsarlıkla bekler oldum…

Neyse yine De herkese

İyi tatiller, pardon iyi bayramlar mı demeliydim saygıyla

 

 
 
Reklamlar

Mutlu musmutlu bayramlar!

Bayram…
çocukluğumdan beri bir anlam yükleyemediğim, neden önemli olduğu konusunu hiç anlayamadığım günler işte bu Bayram günleri…

Yeni bayramlıkların giyilecegi o sabah cok hevesle uyanirdim..
babam bayram namazindan gelince kuş sütü eksik soframızda kahvaltimizi yapardik…
sonra sirasiyla bir suru ziyaret..
ev baklavalari, patiryot börekleri, zeytinyağlılar, sarmalar, renkli şekerler, hediye mendil ve tabi ki bayram harcliklari…
hic mi hic bitmesini istemezdim o 3-4 gunun…

Ama sonra…..
Biraz büyüdüm ve teknoloji de büyüdükçe, daha da anlamsız buldum bayram günlerini.
bütün yıl konuşmayan, görüşmeyen insanların bayram olunca birbirlerini aramalarını garipsedim.
herkesin, hep aynı kelimeleri kullandığını fark ettim.
“nasılsın, her şey yolunda mı, kendine iyi bak, iyi bayramlar.”
bir dahaki bayrama kadar bir daha ses yok.
senin telefondaki sese, “aslında hiç iyi değilim, ne oldu biliyor musun” deme hakkın yok. “teşekkür ederim, size de, selamlar”.
çok samimiyetsizdi her şey, çok yapmacık, çok sahte…
kimsenin kimseyi merak ettiği, nasıl olduğuyla ilgilendiği yoktu aslında. kuraldı bu sadece. telefonlaşırsın, toplanırsın, herkes ne kadar iyi bir hayatı olduğunu, yeni kıyafetlerini, evini gösterir; bütün gün beraber geçirilir, tatlı-et yenilir, akşam ayrılınır. bir dahaki bayrama kadar. hep aynı.

Yaaa sonra…
yıllar geçtikçe, bayram algımız artık bitmeye başladı birçoğumuzda bir alo diyerek telefon açmalar yerini mesajlara, toplu mesajlara, bıraktı. tek bir mesaj yazılır, tüm rehbere yollanır. niyeyse, sanki mecburmuş gibi. ama mutlaka yapılır. bayram tatili uzunsa mutlaka tatile gidilir, artık yeni kıyafetler, evler yarışmaz, tatiller yarışır.

Biraz daha zaman geçti
Ziyaret yerini alolara
Alo kar yerini SMS ve grup mesajlara
SMS ler de yerini whatsapp facebook Twitter a bıraktı

Neyse evribadyyyy feysbukk

Iyi bayramlar hepimize…

20140727-163637-59797958.jpg

 

Hayatıma giren herkese, yaşanmış her şeye, Teşekkürler! Büyüyorum sizinle!

merhaba yeni yaş!

Bu yazımda aslında biraz melankolik olacağım 🙂

33 yaşında çıtır bir anne olarak, ne kadar değiştirmiş bu geçen zaman beni, bunun muhasebesini yapıyorum sadece yanlış ta anlaşılmasın olgunluğun tanımını yapmıyorum, kendi haleti ruhiyemi anlatıyorum sadece..

Bu kadar senemde genelde kahkahası bol, draması yerinde, zaman zaman saman tadında, ama zaman zaman İnanılmaz aksiyonlu yaşanmışlıklarım oldu benim….

Ancak bir şeyi, tek bir şeyi taze tutmak için çok uğraştım “içimdeki çocuk ile yaşama coşkusu!”

Çünkü tüm hayatımız biriktirdiğimiz kahkahadan ibarettir buna inanırım…

Bilenler de ayrıca bilir kahkahamı 🙂 

Oysa şimdilerde gülerken bile olgunlaşmak diye sözü edilen şeyi anlamaya başladım sanırım yavaş yavaş!

Burnum sürttü belki yaşadıkça, tecrübe kazandıkça hayattan ben de dünyanın kaç bucak olduğunu anladım!

Büyük laflar ettim zamanında, ben hepsini bir bir yutup yaladım!

offff şimdilerde bana böyle bir duyarlılık, duygusallık, bir hanım hanımlık, anlayışlılık çöktü ki sormayın gitsin!

‘Eskiden’le başlayan sözcükleri daha sık kullanmaya başladım mesela:)

Bahsettiğim, aslında sorumluluk sahibi olmak belki de.

Ve o sorumlulukların insanı hayata nasıl bağladığı, kararlarını alırken, davranışlarıyla, sözleriyle, oturuşu-kalkışıyla, özgürce, sonunu düşünmeden, düşünmeye gerek görmeden hareket etmediği, edemediği gerçeği! Önceleri, ‘hayatta istemediği hiçbir şeyi yapmak zorunda olmamak’ özgürlüğüne sahipken; şimdi ‘idare etmek’, ‘sabretmek’, birileri ya da birseyler için ‘feda etmek’ yükümlülüğüne sahip olmak galiba biraz olgunluk…

Duyguları İstekleri yada hayatı ertelemek mesela!
Sahip olmak istediği bir şeyi hemen değil de, ay başında almak mesela!
Hayatı ertelemek bazen günü kurtarmak için…
Hayallerden, düşlerden vazgeçmek, bastırmak içindeki coşkuyu, ama üzülmemek, hayatta başka ve çok daha değerli şeylere sahip olduğunu düşünüp şükretmek galiba…

Sağlık için dua etmek!
Daha sık yaşadığı ölümler ve hastalıklardan sonra hayatta her şeyden önce sağlığın geldiğini tecrübe etmek, laf olsun diye değil, gerçekten sağlık dilemek biraz da…

Kaybetme korkusu bolca!
Yaşadıkça kayıpları, acıları, kederleri, hastalıkları, kaybetmekten ölesiye korkmak sevdiklerini, hatta kendini! Olmadık senaryolar kurup beyninde oturup kalanlara ağlamak, korktuklarının başına gelmediğine sevinmek, karman çorman olup sarılıp uyumak sonra…

Bilir kişi olmak bazı konularda.
Tecrübelerinden faydalanılması, sana danışılması, sorulması…

En alışamadığım, yorgunluk ve uykusuzluk!
Okul yıllarında sabahlara kadar oturup ertesi sabah erkenden kalkıp bütün gün enerjik ve neşeli olabiliyorken, şimdi uykusuz kalınca pestil gibi, leyla gibi olmak ve yorgunluktan tutulup kalmak!

Ha bir de, yeni arkadaşlıklar kurmaya heveslenmemek, ihtiyaç duymamak, istese de samimi olamamak, eskisi gibi sıkı fıkı ilişkiler yaşamamak.
Uzun yıllara dayanan kalıcı dostluklarında huzur bulmak, sadece onlarla mutlu olmak!

 

neyse sizi de hayat hikayemle baya boğmadan diyorum ki;

Şebnem Ferah’ın muhteşem sözleriyle:

“Hayatıma giren herkese, yaşanmış her şeye,
Teşekkürler!
Büyüyorum sizinle!”