İçten pazarlıklı insanlar insancıklar ya da kendini insan sananlar!

Ahhh ahhh bu insanlar ve insancıklar yok mu neyin kafası neyin çabası ve neyin hırsı bu?
Yaşamış olduğumuz her çevrede karşımıza mutlaka çıkar bu insanlar…
Çarşıda, pazarda, cafede, okulda, düğünde, dernekte, işyerinde hatta bazılarımızın tam da burnunun dibinde. Kendini en dokunulmaz sandığın yerde, içtiğin kahvede yediğin yemekte de karşına çıkar bu insanlar!

Çok ta zor değildir aslında tanımak bu insanları, karanlıkta parlayan ateşböceği gibidirler aslında…
Öfkesini, hırsını, edepsizliğini hatta salaklığını ustaca saklayan içten pazarlıklı insanlar;
en zayıf anını bekler kurbanının hatta bu yüzden salağa yatmasını bile bilirler!
Her bir oyunun bini bin para hiçbir insani değeri önemsemez, hiçbir toplumsal olguyu ciddiye almaz, kendisinden başka kimselere de zerre saygı duymaz, saygı göstermez içten pazarlıklı insanlar!
Çünkü kendilerince mükemmeldirler, üstün asil kesimdirler, Aileleri mükemmeldir, paraları vardır, işleri şahanedir, ama bencildir, sahtekardır, saygıyı zorla almak isterler ve işin aslında kendisinden de mutlu değildirler kıskançtırlar!
Hiç tanımadığınız insanlardan bu içten pazarlıklı insanların sizin hakkınızda neler söylediklerini duydukça şaşkınlıktan söyleyecek söz dahi bulamaz kalakalırsınız. Bir de sizin yanınızdayken bu içten pazarlıklı düşüncelerini uygulamaya devam edip yüzsüzlük olayının iyice bokunu çıkarırlar. Yeri geldiğinde anında arkadaşını satıp başka diyarlara yelken açan bu insanlar gerçekten de tarifi imkansız zat-ı muhteremlerdir!
Samimiyet nedir? Bilmez, içten pazarlıklı… En iyi, en doğru işi yapar göründüğünde bile, kafasındaki binbir tilkiyi tek bir amacın, ne olursa olsun çıkarlarını korumanın etrafında dolaştırır; içten pazarlıklı…

Offff çok içimi döktüm;
Hele bunların bayan olanları yokmu!
Hem de en çok kullandıkları kelime “canım”dır..
bir anınızı anlattığınızda sizi kısım kısım kıskanırken bir yandan da “ay canım ihihih” diye yüzünüze gülerler!
Amma ortamdan gittiğinizde de “ay anlamadım hiç bi şey dediklerinden bu da mıy mıy” diyebilir!

Allah seni kahretmesin içten pazarlıklı insan..
Ne sinsi yılanmışsın içten pazarlıklı insan..
“canım” deme bana “yüzüme gülme” içten pazarlıklı insan..

“Peki, şu içten pazarlıktan kurtulmanın en sağlam yolu nedir? ” soruna; en açık cevabımı veriyorum;
iyi okuyun….
Bu tip insanları biraz tecrübe biraz da dikkat yoluyla rahatlıkla farkedip gerekli önlemleri alarak en az hasarla kurtulmak mümkündür .
Bir toplum, ne zaman özgüveni yüksek, başkalarına saygılı, özeleştiri ve empati yapabilme gücü gelişmiş, adil, vicdanlı, merhametli, kişisel gelişimini tamamlamış bireylerden oluşursa, işte o zaman, içten pazarlıklının pili biter.
Yapmamız gereken tek şey, kişisel gelişiminin farkında bir toplum yaratmak. Hepsi bu. Atla deve değil ya!

Reklamlar

Bu kötü dünyaya çocuk getirmek!

Bu aralar ençok duyduğum hatta zamanla benim de yeni bir çocuk için tekrar tekrar dilime doladığım cümleyi paylaşıyorum işte!
“Bu kötü dünyaya çocuk getirmek istemiyorum”
Hergeçen gün gençler arasında daha çok dile getiriliyor da!
Maalesef ülkemizde son günlerde yaşadığımız siyaset, ülkelerarası gerilim ve savaş ihtimallerinin, artan ve görünür hale gelen terörün, şiddet ve suç olaylarının artması çiftlere yeni nesil için ne gerek var dedirtiyor!
Tabii sadece siyaset açısından değil Çevre kirliliği, su ve diğer enerji kaynaklarının tükenme olasılığı, sağlıklı gıdaya erişememe ve iklim değişiklikleri ile ilgili yoğun bilgi ve haber akışının sosyal medya aracılığı ile paylaşılması da çok olumsuz etki yapıyor biz gençler üzerinde…
Sadece sosyal medya da değil yazılı ve görsel medyanın, sosyo-kültürel ve ekonomik politikaların gençler arasında yükselen anksiyetenin de sonuçlarında bırakın çocuk sahibi olmayı aile bile olmak istemiyorlar!
Oysaki toplumun en önemli birimi olan ailenin ve anne-baba olmanın erdemleri konusunda gençlerin inançlı ve bilinçli yetişmesi çok önemli. Bunun için gençleri spor,sanat gibi hem stres atabilecekleri hem de kendilerini değerli hissetmelerini ve dünyaya da kendileri gibi yeni nesiller yetiştirmeleri isteğini geliştirmek gerekiyor!
Böylece sağlıklı anne-babalar olarak sağlıklı çocuklara sahip olabilir ve hem kişisel hem de toplumsal olarak güven duygularını pekiştirebilir ve nüfus azalması, beyin göçü gibi konuların önüne biraz da olsa geçilmiş olur!
Bugün yine aynı sohbeti ofisten bir arkadaş ile yaptım.
Bu korkunç düzene bir çocuk nasıl olur ekonomik açıdan olanını geçtim psikolojik olan ve sosyolojik olanını düşün diye sohbet ediyorduk ve sonuç;

Yıllar yıllar önce Hitler tarafından soykırıma uğramış olan Yahudi ler eğer korkmayıp çoğalmasaydı bukadar güçlü olabilirlermiydi?
Ve böyle bir dünya ancak bizim gibi bilinçli kişilerin doğuracağı ve bizim gibi eğitimli neslin yetiştireceği çocuklarla düzelebilir!
Kısaca varolan bozuk dünyadan korkmak yerine dünyayı düzeltmek için çabala insanoğlu durumu yani!
Hatta “niye dünyaya insan gelmesinden korkuyorsun sen geldiginde durum farkli miydi?” Sorusunu bile sorduk!
Ama şuda unutulmamalıdır ki; doğurduğun çocuk hayatı tanıyıp dünyanın ne lanet bir yer oldugunu anladığında karşınıza dikilipte, ‘anne baba beni böyle bir dünyaya neden getirdiniz’ sorusunu sorduğunda makul bir cevap verebilme yetisine sahip olmalısınızdır…
yok yanıtlayamıyorsanız bu soruyu bilinmelidir ki o çocugu sırf toplum baskısı, aile, vs…nedenlerinden dolayı dünyaya getirmişsinizdir…
Nedenlerinizi bulamadıysanız hala ben kısaca açıklayabilirim;

Bu dünyaya çocuk getirdim çünkü;
Dünyanın çirkinliklerinin içinden güzellikleri seçebilen gözler olsun istiyoruz,
Girdiği her yarışta yenileceğini bilse bile hayatta bir kavgası olsun, hayatla bir kavgası olsun istiyoruz.
Varsın zengin bir hayat sürmesin
İşleri yolunda gitmesin,
alabildiğince arapsaçına bulansın ve biz anne baba olarak takıldığı yerde elinden tutup çekelim!
yoksa nasıl anne/ baba olunur ki?
o hiç zorlanmayacaksa, hep kırların üzerinde hoplayacaksa, düşmeyecekse canı yanmayacaksa
nasıl öğrenir?ve ben gittikten sonra nasıl ayakta kalabilir?
Ve en önemlisi
anne/ babalık duygusunu tatmaya engel siyasi ekonomik karmaşık hatta sosyolojik nedenler olmasın!

20140329-003524.jpg

tarihe tanıklık etmek yoruyor!

Zaman hızla akıyor ve biz sürükleniyoruz…
Bende her seçim döneminde tarihe tanıklık etmekten sürüklenmekten yorgun düştüm.
Torunlarımız olunca anlatırız artık yaşanılanları o zamana kadar bu stresle yaşayabilirsek tabi 😏
Kasetleri anlatabilir miyiz bilmiyorum, ben bahsetmek istemem nasıl anlatacağımı bilmiyorum çünkü😏
Google Amca’dan gerçekleri öğrenirler muhtemelen.
Ve ayıplarlar bizi…
Ve ne kadar aptal olduğumuzu düşünürler belki de…

Artık sabahları kimin kaseti ile uyanacağız diye kalkar olduk yataklarımızdan…
Brezilya dizisi izler gibi izledik arkası yarınları!
30 mayıs 2013 ten buyana sokaklarda göçüp giden yeni nesil çocukları, Ailelerini düşünmekten içimiz kavruldu…
Ne büyük acıdır kim bilir ?

Gelelim 17 Aralık a!
deprem gibi tapeler bir yana görüntüler tutuklananlar serbest bırakılanlar Ebru Gündeş in gözyaşları diyanetin kocası hapisteki kadının eşini boşayabilir fetvaları daha niceleri…
Eğer bir suç var ise neden hukuksal yollara başvurulmadı neden hukuka müdahale edildi sandık bizi temizler dediler neden ortadaki suçu örtmek istediler kasetlere montaj hikayeleri anlatılmaya çalışıldı?
Hadi bunları geçtim insanlara kasetler konusunda eşit davranmamakta bile üstlerine yok!
Yani Hükümetten birinin kaseti çıkınca, mahkeme kararı ile durdurulabiliyor madem, üzerinden yıllar geçti MHP’lilerin kasetleri neden hala internette dolaşıyor ?
Bu ayıba da birileri el atarsa, ne güzel olacak …
Tamda Tarihe tanıklık edecek zamanı bulmuşuz biz de…
Sabahın 5’inde evleri basılan insanların hikâyesi de sürüyor…
Gerçi biz buna da alıştık, daha önce kanser hastası Türkan Saylan’ın evini de basmışlardı. 100 yaşındaki eski komutanları da tepe sersemi etmişlerdi yataklarında, sabahın 5’inde yurtdışına kaçabilir düşüncesi ile kardeşim pasaportu iptal etsenize!
İçişleri Bakanı’nın haberi olmadan yapılan operasyonda, kendi oğlunu görmesi de ayrı bir tanıklık şoku oldu bizim için.
Bakan da şok olmuştur muhtemelen…
“Bakan çocuklarını bu işe bulaştıranları bulup,hiç acımadan gerekeni yapacağız” sözlerini de kaydettik tanıklık defterimize…
Bakan çocuklarını uyuşturucuya alıştırmışlar da,çocuklar eroin krizine girmişler sanki…
Bulaşmak, bulaştırılmak ne ? Başka Bakanların çocukları neden bulaşmamış o zaman ?
Başbakan’ın, Başbakan yardımcılarının çocukları neden bulaşmamış ?
Her kim bulaşmışsa,bulaşık olanların ceza almalarını da görüp,tanıklık etmek isteriz…
Ve yine görünen o ki, Ebru Gündeş’in konserlere gittiği uçak, bizim de uçağımızmış…

Birileri hesaplamış, ortada dönen parayı da… Türk Halkının her bireyinden 3400 lira gibi bir para gitmiş…
Yani 3 kişilik bir aile 10200 lira borçlular şu anda…
Kim kimi zorla yolsuzluğa sürüklemiş ? Ona tanıklık edemedik henüz, bekliyoruz…
Bakan Hüseyin Çelik “Çocukları böyle bir şey yaptıysa,babalarının suçu ne ? “ babında bir şeyler söyledi Habertürk canlı yayınında…
Buna da tanıklık ettik…
Ama …
Bu kadar tanıklık bana da ağır geldi.
Bir mağaraya kapatıp kendimi, seçim sabahına kadar orada yaşamak istiyorum…
Para sayma makinelerinden, kasetlerden, kasalardan,ayakkabı kutularından uzak…
Ha bu arada her yapılan kaseti Cemaatin üzerine atanlara da şaşırıyorum…
O kadar da değil yahu…
Yok artık…
Kasetçiler çarşısı mı bu cemaat ?
İsrail ve ABD hiç aklınıza gelmiyor mu ?
Aynı gün düşen 2 helikopterdeki 4 şehidimize bir Fatiha okumaya bile fırsat bulamadık, ona üzülüyorum…
“Allah’ım yardım et, bizi bulaşık işlere bulaştırma “ diye dua ediyorum artık…
Anlayacağınız, tarihe tanıklık etmekten sıkıldım…

Kadın nedir ne değildir! TDK tanımını değil ama!

Kadınlara dair çok tanım okudum ama aşağıdaki yazı kadar beni güldüren olmadı…
Ey erkekler işte size kadınları anlama kılavuzu diyorum ve işinize yarar diyerek paylaşıyorum.

“Kadınlar Termos Gibidir; Her Tartışmayı ilk Günkü Gibi Sıcak Tutarlar.
Kadınlar Kitap Gibidir; Korsanları Hemen Piyasaya Çıkar.
Kadınlar Sigara Gibidir; Zararlıdır Ama Bırakması Zordur.
Kadınlar Otomatik Kapı Gibidir; Ne Zaman Çarpacağı Belli Olmaz Ve Her Alışveriş Merkezinde Bulunur.
Kadınlar Kahve Gibidir; Pişene Kadar Acı’dır Piştikden Sonra Zevk Veririr.
Kadınlar Bebek Gibidir; Önce Konuşmasını istersiniz, Sonra Susmasını.
Kadınlar Reçete Gibidir; Karmaşıktır, Anlaşılması Zordur, Ama Mecbur Kalırsınız.
Kadınlar Deniz Gibidir; Ne zaman Durgun, Ne Zaman Dalgalıdır Bilemezsin.
Kadınlar Trafik Canavarı Gibidir; Bir Anlık Dalgınlık Hayatınıza Mâl Olur”

İşte kısa ve net tanıtım yazımız….

Gerçekten de öylemi peki? Evet aynen katılıyorum…
Hiçbir şeyi unutmaz kadın milleti…
Yıllar yıllar önce yaptığı tartışmayı, bugün gibi hatırlar ve sıcak tutar.
Siz, üzerinden çok yıllar geçen o tartışma hakkında fikir sahibi bile değilsinizdir ama o her anını tek tek hatırlıyordur, emin olun…O yüzden kötü bir şey söylerken dikkat edin !
Çayı termosa koyup beklemek onun en yüce görevlerinden biridir.
Siz günün birinde,yanınızdan geçen bir bayana bir bakmış mıydınız ?
Bir kavgada ona, kötü bir şey mi demiştiniz?
Ahhh ahhh….
Çoktan termosa konulan çay zamanı gelince fokur fokur kaynamaya ve ses çıkarmaya başlar…
canınızı kurtarmaya çalışın 3-5 yada 10
Kim bilir k yıllık birikim var….Hafıza güçlü ya, garantisi yok…

15 olur, 30 olur , 40 olur belki…
İşin tuhaf tarafı, her şeyi tam olarak detayıyla anlatır kadın Milleti…

Hatta o dönemde ne giydiğinize kadar hatırlar eee tabii Kendi giydiğini de…
Garip şeyleri hatırlıyoruz biz…
Gereksiz bir çok boş bilgiyi de…

Tabii soracaksınız erkeğin tanımı nedir diye onu da açıklayayım tabiki TDK ya göre;

1. isim Yetişkin adam, bay, er kişi
2. İnsan, hayvan ve bitkilerin dişiyi dölleyecek cinsten olanı
3. Koca
4. biyoloji Sperma oluşturan organizma
5. sıfat Sözüne güvenilir, mert
6. sıfat Girintili ve çıkıntılı olarak bir çift oluşturan nesnelerden çıkıntılı olanı
7. sıfat Sert, kolay bükülmez

20140328-210650.jpg

Kadın – Moda – Güzellik bilinmeyen denklem!

Bayanlar!
Yaz geliyor farkındasınız değil mi?
Diyet, pilates, yoga, karbonat, alkali su, km lerce yürüyüş derken iyice bir stres yaşamaya başlıyoruz değil mi?
Ben yaşıyorum valla sizi bilemem!

Bir kere şunu açıklamakta yarar var ünlü modacılar, tasarımcılar hatta bloggerlar olsun hep şık güzel sade alımlı formda nasıl olunur nasıl giyinilir ve duruş nasıl olmalıdır gibi gibi farklı konularda adeta yarış halindeyken okuduklarım da beni ayyy oramı buramı sıkılaştırmam lazım yok şu bedene inmen lazım yok şu kıyafet moda onu giymem lazım diye strese girmiyor da değilim ama stres yapmamıza gerek yok!

Çünkü moda kişinin kendisine yakışanı giymesidir bence..neden kendimizi bu karmaşada yanlış yönlendiriyoruz!
Kendinimizle barışık olmak şart kızlar bunu unutmamalıyız!
Yani evet eğer yakışıyor ise Kim kardeşler gibi koca bir popoya sahip olmak Yada Angelina gibi sıfır beden olmak mesela!
Nasıl güzel Yada sexy olduğunun ne önemi var ister uzun ister kısa ister dalgalı ister sıfır numara saç ne kadar da yakışır aslında mutlu bir bayana!
Yok o bakım yok şu bakım yok lipo dolgu botox microplus derken birbirimizede benzedik aslında….
Ve çözmemiz gereken bir soru var biz kime kendimizi beğendirmeye çalışıyoruz?
Cevap tabii ki eşine sevgiline Değil!
Kadın önce kendini başkabir kadına beğendirme çabasındadır bence…

En önemli bir olay kadınların kuaför meselesinden ele alalım; Bir ilişki bittikten sonra değiştirilen saç bak ben şahaneydim diye erkeğe mesaj vermekten çok eğer ortada başka bir kadın var ise sen beni yıkamadın işte bak ayaktayım demesidir bence 😉

Ne çok bence oldu ya bu postta peki sizce durum diye de soralım madem?
Mesela bir erkek ve bir kadın yanınızdan geçse öffff adamın gözleri boyu posu kıyafeti demeden yanındaki kadının ayakkabısı saçı makyajı parfümü hatta tırnaklarına bile bakılmaz mı?
Mesela uzun boylu bir bayanda ben önce ayakkabıya bakarım topuk kaç cm diye dürüst olmak gerekirse!
Gelelim her bayanın trend olan kıyafetlerine;
Tayt, fosforlu pahalı markalısından spor ayakkabı, meşhur kocaman kulaklıklar, deri bileklikler, on parmağa takılan yüzükler, rengarenk tırnak bantları, babet , koca halkalı MK çanta ve daha neler bir bayanın olmazsa olmazıdır askında…
Yani sırf onda var bende de olsa fena olmaz durumdur bana kalırsa moda…
Mesela şimdi bikini modası başlayacak…
Ve yine tv lerde boy boy hepimizin ezberlediği bikini-mayo kurallarını tekrar tekrar hatırlatır olacak birçok modacı.
Eskiden tv’ye çıkıyorlardı sadece şimdi ise bloggerlar çoğaldı copy-paste yaparak bu kuralları bir de kendileri duyurur oldu.
Ben daha gençken bu kurallara uymazdım hatta kural varmıydı moda neydi onu bile bilmezdim yani!
Neydi bu kurallar diye sorduğunuzu duyar gibi oldum;
Mesela
Kural 1
Normal kiloda olup ta fit olmayan göbek için desensiz mayo seçmeyi öneriyor moda dahîleri. Sonuç: düz renk mayo giyince o göbek daha çok pırtlıyor. Sürekli karın içerde dolaşmak zorundasın!
Kural 2
Küçük göğüslülere straplez modellerin daha çok yakışacağını öneriyorlar. Sonuç: Omuzlar kepçe gibi meydanda ve kambur duruş ha düştü düşecek diye rahat edemedim yüzmek mi mayoya sahip çıkmak mı anlayamadım yani
Neyse bir de mayokini çıktı bu da ortası ne yapacağını bilemeyenlerin ama sexy görünmek isteyenlerin modası oldu sanki.
Şimdi kural moda umrumda bile değil hatta mağazada en beğendiğim modeli almaya bile başladım.
Yok göğüs yok göbek boşverelim ya!
Biz böyle daha mutlu oluruz gönlümüzce giyinince yani ve daha güvenli hissederiz kendimizi bence!

Ahhh bu modacılar yokmu bu kadar kılık kıyafet yetmedi bir de ideal vücut ölçüsü çıkardılar mesela başımıza!

Sen git çalış çalış yemek ve çocuk koca de sonra da manken ölçülerine uygun tasarlanmış kaşık kadar mayolara girmek zorunda bırakıl yok daha neler!
Yetti be!
Bu kadar çeşidin içinde hiçbir farklılık yok, her model birbirinin aynısı! 10 liralığı da 500 liralığı da böyle. Sonra hala tasarım sektöründen, özel dikimden falan gardırobumuzda ne gibi çeşitli parçalar varmış bunları konuşuyoruz!
Yok kardeşim yok! Hepimizi aynı şeyleri seçmek zorunda bırakılıyoruz işte trend diye icat ettikleri şey bu!
Sonra tasarımcıların bu trend çeşidi çok fazlaymış gibi görünen ama aslında hep birbirinin aynısı olan kıyafetlerini kapışıyoruz.
Kapışmazsak Şık ve güzel bir kadın olamayacakmışız gibi!
inanmayın kızlar bu modacılara tasarımcılara! Aslında bu arkadaşların en temel amacı bizi güzelleştirmek değil bunun farkındayız değil mi? Gerçeklerle yüzleşelim, bu insanların tek amacı para kazanmak. Bu süreçte sizi ne kadar sömürürlerse o kadar iyi.
Üzgünüm bir tekstilci tasarımcı dikim üstadı babanın kızı olarak çok erken yaşta ben modanın bu yüzü ile tanıştım!
Modaymış yesinler modasını!

20140327-221332.jpg

“Hiç olmazsa safımız belli olur” OY VER!

Kral Nemrud İbrahim peygamber’in ateşte yakılması emrini verdikten sonra meydan yere odunlardan büyük bir yığın yapılmış. Odunları tutuşturmuşlar sonra. Alevler o kadar yükselmiş ki bulutların tutuşacağını sanmış çocuklar. Korkmuş kaçmış bütün hayvanlar. İbrahim Peygamber’i mancınıkla ateşin tam orta yerine atacaklarmış askerler. Atacaklarmış ki Nemrud’un ne güçlü bir kral olduğunu anlasın, görsün; bir daha ona karşı gelmesin İbrahim Peygamber.

Bu sırada bir karınca ağzında küçücük bir damla su ile koşa koşa gidiyormuş. Hem de boyu göklere varan cehennemi ateşe doğru. Gökte uçan ve gagasında ateşe atmak üzere bir dal parçası taşıyan bir kartal onun bu telaşını görüp sormuş hemen yanına yanaşıp: “Bu acelen niye? Nereye böyle?”

Ağzında bir damla su taşıyan karınca o bir damlayı ellerinin arasına alıp, “Duymadın mı” demiş. “Nemrud, İbrahim Peygamber’i ateşte yakacakmış. İşte ateşin olduğu yere su götürüyorum.”

Bu sözleri duyan kartal kendini tutamayarak uluorta kahkahalarla gülmeye başlamış. “Sen şu ateşe dönüp yüzünü hiç bakmadın mı?” diye sormuş. “Ne kadar büyük. Senin bir damla suyun ona ne yapabilir ki?”

Su taşıyan karınca, “olsun” demiş. “Hiç olmazsa safımız belli olur.”

Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı!

Bu devirde insan olmak,
Kadın veya erkek, evli veya bekar, öğrenci veya çalışan, zengin veya fakir kısaca tamamen insan olmak kolay iş değil!
Her gün yaşanılan hırs, gürültü, kavga özellikle son günlerde ülkemde yaşanan siyasi kirlilik biraz daha yoruyor, korkutuyor insanı….
Bir de dünyanın dört bir yanındaki haberlere bakınca karşımıza çıkan manzarayı anlıyor insan kolay değil insan olmak!
Her gün televizyon ekranlarında gözümüzün önünden tek tek geçen siyasiler, kendini ünlü olabilmek için reklam edenler, başına olmadık işler gelen 3. Sayfa insanlar, süslü magazin dünyası yani 2. Sayfa haberlerinin insanları ve bunlar gibi yüzbinlerce, milyonlarca insan sıradan, normal insanlara özenerek geçiriyor saatlerini.
Albert Camus sözü anlatıyor aslında bu döngüyü; “bazılarının sadece normal olmak için ne büyük çaba sarf ettiğini kimse fark etmiyor”
Ayrıca Dostoyevski budala kitabında süper özetlemiş;
“Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı; duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir. Kimse bir şeyin üzerinde durup düşünmüyor. Kendisine bir ülkü edinen çok az. Umutlu birisi çıkıp iki ağaç dikse herkes gülüyor: “Yahu bu ağaç büyüyünceye kadar yaşayacak mısın sen?” Öte yanda iyilik isteyenler, insanlığın bin yıl sonraki geleceğini kendilerine dert ediniyorlar. İnsanları birbirine bağlayan ülkü tümden yitti, kayıplara karıştı. Herkes, yarın sabah çekip gidecekleri bir handaymış gibi yaşıyor. Herkes kendini düşünüyor. kendisi kapabileceği kadar kapsın, geride kalanlar isterse açlıktan, soğuktan ölsün, vız geliyor.”

30 yaş ve kadın

30 Yaşından sonra kadın… ” Yaşım ilerledikçe, en çok otuz yaşını aşmış bayanlara değer vermeye başladım.”

İşte bunun sebeplerinden bir kaçı:

Otuz yaşını geçmiş bir kadın asla sizi gecenin bir yarısı uyandırıp “ne düşünüyorsun?” diye sormaz…

Umurunda degildir çünkü ne düşündüğünüz.

Diyor ki…

Otuzunu aşmış bir kadın TV deki maçı seyretmek istemiyorsa, söylene söylene TV ‘nin karşısında yanınızda oturmaz…

Yapmak istediği bir şeyi yapar. Ve bu genellikle daha enteresan bir şeydir.

Otuz yaşını aşmış bir kadın kendini yeterince iyi tanır ve kendinden emindir…

Kim olduğunu, ne olduğunu, ne istediğini, ve kimden istediğini bilir.

Otuzunu asmış çok az kadın onun hakkında ya da yaptıkları hakkında ne düşündüğünüzü önemser.

Otuz yaş üstü kadın çoğunlukla büyük aşklara, ömür boyu sürecek bağlılıklara doymuştur.

Hayatında en son ihtiyacı olduğu şey bir başka mız mız, devamlı söylenen, ne yapacağına karışan, yapışkan bir aşıktır.

Otuzunu aşmış kadın, ağırbaşlıdır.Bir operanın ortasında ya da pahalı bir restoranda sizinle çığlık çığlığa

kavga etmesi cok nadirdir…

Ha tabi hakettiyseniz, size vururken de hiç tereddüt etmez, sonuçlarına katlanmayı da planlayarak…

Otuzunu asmış kadın övgüler yağdırmakta çok bonkördür, çoğu hak edilmemiş bile olsa…

çünkü takdir edilmemenin ne olduğunu iyi bilir.

Otuzunu asmış kadın sizi bayan arkadaşlarıyla rahatlıkla tanıştıracak kadar kendine güvenir…

Daha genç bir kadın, en iyi arkadaşını bile görmezlikten gelebilir, yanındaki adama güvenmediği için.

Otuz yaşın üstündeki kadın sizin onun arkadaşına ilgi duymanızı hiç sallamaz….. arkadaşının onun aldatmayacağını bilir.

Kadınlar yasları ilerledikçe medyumlaşırlar. Ona günah çıkarmanıza Hiç gerek yoktur… Onlar her haltınızı bilirler.

Otuz yaşını aşmış bir kadın Kıpkırmızı bir ruj sürdüğünde bu ona çok yakışır. Ama daha genç kadınlarda böyle değildir. Çiğ durur…

Otuz üstü kadınlar açıksözlü, doğrucu ve dürüsttürler… Onun için ne anlam taşıdığınızı merak etmenize gerek yoktur…

Ne kadar geri zekalı olduğunuzu bir çırpıda açık açık söyleyiverir…

Eğer bir geri zekalı gibi davrandıysanız…

Imza; Andy

Cahil Cesareti…

“Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.”

DERYA ŞAHİN

Televizyon izlerken birilerine bakıp da “Ya bu adam bu sığlıkla nasıl buralara kadar gelebilmiş” diye düşündüğünüz oldu mu hiç?

Ya da işyerinizde sizinle aynı ya da daha üst aşamada bir görevde olan bazıları, sizde büyük bir şaşkınlık uyandırdı mı?; onlara bakıp “Bu cahillik, kendini bilmezlik nasıl fark edilmez?” diye iç geçirdiniz mi?
Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD’li bu hissi çok yaşamış olacak ki, iki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya attı:
“Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır.”
Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:
· Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
· Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
· Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
· Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.
Bitmedi…
Cornell Üniversitesi’ndeki öğrenciler arasında bir test…

View original post 231 kelime daha

Türkiye de siyaset mi aman allahım!

Eski bir kaymakam adayı olarak diyorum ki iyiki girmemişim bu alanda ekmek kavgasına!

Bu yaşıma kadar toplasan 10 seçim bile oy atmadım ama öyle gündemi takip ettim ki kim ne yapmış, yaşamış, yapmamış yakın siyaseti çözdüm arkadaş!

Gelinen durum her görüşün uçlaştığı, ideolojisinde fanatikleştiği, siyasilerin holiganlığını artık halkının da benimsediği, teoride benim dediğim olacaklıların yerini halkın önünde birbirine girdiği ve halkın bile birbirine düşürüldüğü bir hal almıştır.
Çirkefleşmiştir artık!
Bu durum hiç bir şekilde bir tek siyasi partinin suçu değil, muhalefeti, barajı aşan veya aşamayanı ile başımızdakileri yönlendiren, her zaman en iyisini bildiğini sanıp bunun holiganlığını kusan halkın suçudur!
Eğitim şart diyorum ya kesinlikle öyle bu kadar aç ve nefret söylemlerinden beslenen halk azınlık olan çağdaş ve geliri üst seviyede olan para baronları tarafından ne zaman ezilse duygularını değiştirecek ve siz kurtarıcımızsınız diyen siyasilere yem olmuştur! Sonuç yine zengini daha zengin fakiri daha fakir olan çaresiz halk kalmıştır! halktan besleniyor bu siyasiler! Ve halk yine herzamanki gibi şamar oğlanı!
Boşuna dememişler her millet layık olduğu şekilde yönetilir diye!
Şimdilerde yaklaşan yerel seçimlerde eskiden olsa yurdun hiç bir yerinde adaylar arasında kavga çıkmaz, gençler sopalı silahlı çatışmaz, imamları, papazları karışmaz, terör şehre inmez, bir taşkınlık yaşanmaz ama durum şimdi hiç te öyle değil!
Baksanıza siyasi partiler kendilerinde olmayanı belirtmek için adeta isimlerini bizim gözümüze soka soka marka yönetimi yapıyor ve yaptıkları ile söylediklerinin Farklılıklarını anlamamız için adeta bir çaba içindeler!
Örneklemem gerekirse;
hangi partide ne eksikse, isminde o var mesela!
‘adalet’ ve kalkinma partisi,
‘baris’ ve demokrasi partisi, cumhuriyet ‘halk’ partisi,
milliyetci ‘hareket’ partisi,..

Işte kimi seçsek durum vahim “adalet” deyince dincisin kincisin laiksin bizdensin değilsin eleştirmeleri var eğer bu olursa bitersin yazarım seni çizerim üstünü falan…
“Barış” madem tek ülke tek dil tekvatan ve Türkiye neyin çabası bu açılım derdindesiniz? Hani ulusal barış?
“Halk” bu kadar eğitimli zengin kitle var gibi duruyorsunuz ki sanki sırf modern ve zengin seçmen eğitimli seçmez sizde var! Ezmeyin artık karşıt görüş insanları eğitimsiz,koyun falan diye aramızda bu kadar holiganınız olunca sizin de bir koyundan farkınız yok yani!
“Hareket” biliyorum sayın Bahçeli çok zoru başardı as de asalım vur de vuralım diyen bir kitleyi tabanını elinde tuttu!sokaklar eskiden sağ sol savaş âlânı idi ama şimdi sağ duyulu ve daha modern bir MHP oldu! fakat bu da yetmez acil daha genç daha cesur hatta dinamik kanlara ihtiyacınız var…

Hal böyle iken bir de mitinglerde söyledikleri hatta bahaneleri de hazır oluyor tabi siyasi yöneticilerin!
CHP DIYOR ;
bizim dönemde böyle bir olay asla olmamıştır, bunlar uydurmadır, AKP bunu gündeme getirerek olayı kendisi yaratmıştır, asla böyle bir olay yoktur, olsaydı Atatürk derdi.Artık Atatürk arkasına saklanmayalım, hala Atatürk ü tanımayan ne yaptığını bilmeyen bir halk ta var unutmayalım!öğretelim insanlara Ata mız ne yapmış biz nasıl ileri gideriz diye!
MHP DIYOR
Son günlerde yaşanılan bu olay dış mihrakların oyunudur. Büyük ortadoğu projesi bunlar. büyük türk milletinin bu oyunlara gelmesine izin vermeyeceğiz. Kim bu dış mihraklar? Siz neden orada bulunuyorsunuz peki bozun artık şu bilmediğimiz güçlerin işini!
AKP DIYOR
Bizi halk istedi geldik, halk dedi getirdik, halk yap dedi, halk bize yüzde 47 verdi, hep halk diyor, biz halkın partisiyiz, yani bu mu demokrasi halk demektir mi önce bunu tanımlayalım seçmeni halk olan seçmeni olmayanı dinlemeyen bir parti sürekli eleştri yapılmak durumunda kalır mükemmel bile olsan kutuplaştırma mitinglerde seçmenine emri versem durmazlar diye konuşulmaz ne olacak kan gövdeyi götürünce huzur mu olacak? Bunu da aşmak zor olmasa gerek! Ayrıca paralel dış güç falan onlarda be?siz ne istediniz de bu halk vermedi yetmez ama evet bulun artık paralel yapıyı da halkın istekleri yerine gelsin!
BDP DIYOR
Mecliste farklı eleştri yapıp amma grup toplantılarında farklı artık ülke adlarındaki gibi barış politikasında da çıkmaya başladı. ama şunu da belirteyim muhalefet olarak iyi eleştri yapıyorlar!
Şimdi bana birisi çıkıp izah etsin!
gördüğüm göremediğim ne varsa bana anlatsın da benim siyasi bakışımı türk siyaseti bakış açımı hayır genel siyaset bu değil de bu dur desin!
Kısaca benim gözümde Türkiye’de siyaset ve genel siyaset etnik kökenden tarafcılıktan oluşan bir zımbırtıdır başka da bir şey değildir.
Ben artık çok sıkıldım daha ilkokul mezunu olan milletvekilinin nice üniversite mezununun gireceği saçma sınavlara el kaldırıp bunu da kazan devlete para girsin sonra senin atamanı yaparız demesinden!
Artık şu milletvekili seçilme şartları değişsin!
Tamamına yakın kısmı Yabancı dili olan üniversite mezunu olan siyasiler olsun!beni ve birçoğumuzu ülkeler arası savunan insanlar özellikli olsun mesela!
**Milletvekili seçilmek için üniversite bitirme şartı gelsin de anlasınlar bu saçma sınavları!
**Mesela herhangi bir sicil kaydı olanın kesinlikle seçilmemesi. –
** 65 yaş üstü kişilerin seçilmesin yerine gençler ve kadınlar da gelsin **ideolojilerini ve görüş ayrılıklarını gizli gizli savunan ve halkı bölen partiler kapatılsın
Ve en küçük Muhtar bile olabilmek için siyasilere veya bakanlara veya her ne ise kimseye para yedirmesin bu iş yapılabilsin!
Neticede parası değil ama kafası olan siyasilere ihtiyaç var benim yurdumda!